Bir parselin 2B kapsamında olup olmadığı, mevcut tapu kayıtları ve hukuki statüsü e-Devlet üzerinden veya doğrudan Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü birimlerinden sorgulanabiliyor. Yatırım kararı verilmeden önce tapu kütüğündeki şerh ve beyanlar ile fiili zilyetlik (kullanım) hakkının Hazine kayıtlarındaki yasal hak sahipliğiyle örtüşüp örtüşmediğinin netleştirilmesi gerekiyor.
2B statüsündeki taşınmazlarda en sık karşılaşılan tuzakların başında resmî nitelik taşımayan devir işlemleri geliyor. Yasal hak sahibi olmayan kişilerle haricen yapılan anlaşmalar ya da noter onayı bulunmayan sözleşmeler hukuken hiçbir geçerlilik taşımıyor. Yasal güvencesi olmayan bu tür adımlar, alıcıları doğrudan hak kaybına ve adli süreçlere sürüklüyor.
Bir arazinin 2B kapsamında olması, üzerine yapı inşa edilebileceği anlamına gelmiyor. Yatırımcıların ilgili belediyeden güncel imar durumunu ve plan notlarını incelemesi şart. Özellikle taşınmazın sit alanı, su havzası veya tarımsal koruma kuşağında kalıp kalmadığının tespit edilmesi, ileride karşılaşılabilecek inşaat yasaklarının ve yıkım kararlarının önüne geçiyor.
Sürecin finansal boyutu yalnızca Hazine’ye ödenecek doğrudan satış bedeliyle sınırlı kalmıyor. Satış tutarı ve takviminin yanı sıra geçmişe dönük doğmuş ecrimisil (haksız işgaliye bedeli) borçları ile birikmiş yerel vergiler alıcıya ek maliyet yaratabiliyor. Bu tür ödeme yükümlülüklerinin tapu devrinden önce hesaplanması bütçe planlaması açısından önem taşıyor.
Uzmanlar, her parselin hukuki ve idari geçmişinin birbirinden farklı olduğunu belirterek; imza aşamasına geçmeden önce Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlükleri (Milli Emlak) ile Tapu ve Kadastro birimlerinden güncel durum teyidi alınmasını öneriyor.