Gayrimenkul sektöründe son dönemde sıkça karşılaştığımız bir söylem var: “İşler çok kötü, piyasa durgun, artık gayrimenkul satılmıyor.”
Sahada yaşanan zorlukları göz ardı etmek doğru olmaz. Ancak bireysel satış deneyimleriyle piyasanın genel durumunu birbirinden ayırmak gerekiyor. Çünkü bir gayrimenkulün uzun süredir satılamaması, piyasada alıcı bulunmadığı anlamına gelmiyor.
Bence bugün sormamız gereken soru, gayrimenkul satışlarının neden durduğu değil; alıcıların hangi gayrimenkulleri, neden tercih ettiği olmalı.
Gayrimenkul piyasasını yalnızca ilanların ne kadar süredir yayında olduğuna bakarak değerlendirmek yanıltıcı olabilir.
Bugün alıcılar geçmiş dönemlere kıyasla daha seçici davranıyor. Alternatifleri karşılaştırıyor, fiyatları sorguluyor ve satın alacakları gayrimenkulün kendilerine ne sunduğunu daha ayrıntılı değerlendiriyor.
Özellikle gerçek bir ihtiyacı karşılayan, doğru konumda bulunan ve piyasa koşullarıyla uyumlu fiyatlanan gayrimenkullerin alıcıların ilgisini çekmeye devam ettiğini sahada gözlemliyorum.
Buna karşılık satıcının kişisel beklentileriyle fiyatlandırılmış, benzer alternatiflerine göre belirgin bir avantaj sunmayan mülklerin satış süreçleri uzayabiliyor.
Dolayısıyla yaşanan durumu yalnızca talep eksikliğiyle açıklamak yerine, talebin hangi gayrimenkullere yöneldiğini anlamak daha doğru bir yaklaşım olacaktır.