İmar barışına dahil edilmemiş veya ruhsatsız olan yapılar, yasal düzlemde “yok” hükmündedir. Bu tip taşınmazlar sadece ağır para cezalarıyla değil, aynı zamanda idari yaptırımlarla da karşı karşıyadır. Güvencesiz bir mülkiyet, her an bir yıkım kararıyla karşılaşabilir.
Bir evin imar planında yol, park veya yeşil alan üzerinde kalıyor olması, o yapının ömrünün belediyenin bir kararına bağlı olduğu anlamına gelir. Kamu yararı gözetilerek yapılacak bir düzenlemede bu yapıların doğrudan yıkılma ihtimali oldukça yüksektir.
Üzerinde ipotek, haciz veya satışa engel teşkil eden “şerh” bulunan taşınmazlar, tasarruf hakkınızı tamamen kısıtlayabilir. Borç yüküyle devralınan bir mülk, satış sürecinde bloke olabileceği gibi, mülkiyetin elinizden kayıp gitmesine de neden olabilir.
Hisseli tapu, mülkiyeti birden fazla kişiyle paylaşmak demektir. Ortakların birbirleriyle anlaşamadığı senaryolarda mülkün kullanımı, tadilatı veya satışı fiilen kilitlenir. “İzale-i Şuyu” (ortaklığın giderilmesi) davasıyla mülkün icra yoluyla satılması riski her zaman masadadır.
Aşırı hisseli veya miras davası süren bağ evleri, mülkiyet devri aşamasında yıllarca süren hukuk mücadelelerine sahne olabilir. Yatırımınızın “askıda” kalmasını istemiyorsanız, temiz bir tapu geçmişi ilk önceliğiniz olmalıdır.
Her eski bina kentsel dönüşümde kazandırmaz. Taşıyıcı sistemi zayıflamış ancak imar avantajı olmayan binalarda, ileride doğacak zorunlu dönüşüm maliyetleri mülk değerinin üzerine çıkabilir. Bu durum, yatırımcıyı ciddi bir finansal yükün altına sokar.
Projeye aykırı olarak bahçesi, sığınağı veya çatısı işgal edilmiş evler, komşularla bitmek bilmeyen hukuki ihtilaflar demektir. Bu tür aykırılıklar mülkün değerini düşürdüğü gibi, eski haline getirme masraflarını da alıcının üzerine yıkar.
Modern şehircilik altyapısından uzak, kuyu suyu veya foseptik kullanımı gerektiren evler, başlangıçta cazip görünse de işletme maliyetleri ve bakım zorluklarıyla sürdürülebilir değildir. Bu tip evler, konforlu bir yaşamdan ziyade sürekli bir operasyonel yük yaratır.