Süleyman Demirel’in meşhur “Meseleleri mesele etmeli” sözüne atıfta bulunan Keresteci, barınma sorununu finansal ve yapısal bir perspektifle masaya yatırdı.
Keresteci’nin sunumundaki en çarpıcı nokta, yüksek kira seyrini enflasyonun ve hayat pahalılığının ana kaynağı olarak tanımlamasıydı. Bu teşhis, beraberinde önemli bir tartışmayı da getiriyor: Kiralar mı enflasyonu besliyor, yoksa kronik yüksek enflasyon mu kiraları bu seviyeye taşıdı? Piyasada genel kanı kiraların bir “sonuç” olduğu yönünde olsa da, Keresteci tartışmayı doğrudan arz-talep dengesizliğine ve finansman darboğazına indirgeyerek somut bir zemin oluşturuyor.
Özellikle yüksek faizler, daralan likidite ve fırlayan arsa maliyetleri nedeniyle yeni inşaatların durma noktasına gelmesi, kira enflasyonunu kronik bir sorun haline getirmiş durumda.
Zirvede paylaşılan reçete, konut arzını artırmaktan finansal teknolojilere kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor:
Öneriler arasında en dikkat çekici olanı, kredinin alıcıdan ziyade üreticiye yönlendirilmesi. Talep tarafını şişiren kredi kampanyalarının fiyatları yukarı çektiği tecrübeyle sabitken, bu yaklaşım oldukça isabetli görünüyor. Ancak burada kritik bir soru işareti var: Bu kaynaklar dar gelirli için erişilebilir konutlara mı gidecek, yoksa yine lüks segment projeleri mi besleyecek?
Öte yandan, “Hayalet Evler”in sisteme dahil edilmesi kısa vadede arz artışı için en rasyonel adımlardan biri olarak öne çıkıyor. Arsa Ofisi’nin geri dönüşü ise doğru bir denetim mekanizması kurulmadığı takdirde yeni rant alanları yaratma riski taşıyor.
Fatih Keresteci’nin GYODER Zirvesi’nde çizdiği çerçeve, teknik olarak doğru soruları soruyor. Ancak Türkiye’de konut sorunu artık sadece teknik bir piyasa meselesi değil; bir bölüşüm sorunu haline gelmiş durumda. Modüler inşaat teknolojilerinden finansal okuryazarlığa kadar her öneri değerli; fakat bu politikaların kimin lehine uygulanacağı, krizin gerçekten çözülüp çözülmeyeceğini belirleyecek temel unsur olacak.