Apartman ve site hayatında en çok tartışılan konuların başında gelen “hizmetten yararlanmama” mazereti, hukuk duvarına çarpıyor. Avukat Ece Serin, aidatın bir “hizmet alımı” değil, mülkiyet hukukundan doğan bir katılım borcu olduğunun altını çizdi.
Zemin katta oturanın ‘asansörü kullanmıyorum’ demesi ya da havuzu kullanmayan bir sakinin bu gideri reddetmesi kanunen mümkün değildir. Aidat ödeme borcu fiili kullanıma değil, malik olma sıfatına dayanır.
Aidat borçlarının sadece bir “gecikme” olarak görülmemesi gerektiğini belirten Serin, yöneticilerin yasal yetkilerini hatırlattı:
Giderlerin kim tarafından ödeneceği konusundaki karmaşaya da açıklık getiren Serin, kiracı ve ev sahipleri için şu ayrımı yaptı:
Yönetim, alacağını tahsil etmek için hem malike hem de kiracıya başvurabilir. Hatta borç ödenmezse, ilgili bağımsız bölüm üzerine kanuni ipotek dahi konulabilir.
“Ev benim, istediğimi yaparım” anlayışının hukukta yeri olmadığını belirten Avukat Ece Serin, komşuluk hukukunun sadece nezaket değil, bir zorunluluk olduğunu ifade etti.
Toplu yaşamın sürdürülebilir olması için kuralların net olduğunu hatırlatan Serin; kiracıların “malik değilim”, maliklerin ise “kullanmıyorum” diyerek sorumluluktan kaçamayacağını, yasaların bu konuda toplu huzuru koruduğunu vurguladı.