Gayrimenkul satışlarında uzun yıllardır sıkça karşılaşılan bir uygulama vardı: İlanda yüksek fiyat, tapuda ise daha düşük bedel. Ancak 2026 itibarıyla bu fark artık ciddi riskler barındırıyor. Yeni denetim mekanizmaları ve artan cezalarla birlikte, ilan fiyatı ile tapu bedeli arasındaki uyumsuzluk hem alıcıyı hem satıcıyı doğrudan ilgilendiriyor.
Son dönemde Gelir İdaresi ve ilgili kurumlar, gayrimenkul satışlarını daha yakından izlemeye başladı. Banka transferleri, ekspertiz raporları ve hatta ilan platformlarındaki fiyatlar artık çapraz kontrol ediliyor.
Özellikle dijital sistemler ve veri analizleri sayesinde, satış bedelinin gerçek değeriyle uyumsuz olup olmadığı kolayca tespit edilebiliyor. Bu da şu anlama geliyor: Artık sadece tapuda yazan rakam değil, işlemin tamamı inceleniyor.
Hukuken önemli bir detay var: İlan fiyatı her zaman kesin satış fiyatı olarak kabul edilmez. Çünkü ilan, bir “teklif” niteliğindedir.
Ancak buna rağmen: Eğer aradaki fark makul değilse, Banka ödemeleri daha yüksek bir tutarı gösteriyorsa, Taraflar gerçek bedeli gizlemiş görünüyorsa, Bu durumda Maliye, gerçek satış bedelini esas alarak işlem yapabilir.
Tapuda düşük bedel gösterilmesi halinde en büyük risk vergi kaybı (vergi ziyaı) oluşmasıdır.
2026 itibarıyla yürürlüğe giren yeni düzenlemelerle birlikte: Eksik ödenen tapu harcı yeniden hesaplanır, Üzerine %100 vergi ziyaı cezası eklenir, Ayrıca gecikme faizi uygulanır. Yani basit bir örnekle: Tasarruf etmek için düşük gösterilen tutar, ileride iki katı maliyetle geri dönebilir.
Bu süreçte sadece satıcı değil, alıcı da sorumludur. Çünkü tapu harcı her iki taraf için ayrı ayrı hesaplanır ve eksik beyan durumunda her iki tarafa da ceza uygulanabilir.