İşte gayrimenkul ve miras hukukunda milyonluk mağduriyetlerin önüne geçecek kritik detaylar ve dikkat edilmesi gerekenler:
Türk Medeni Kanunu’nda yer alan külli halefiyet ilkesine göre, bir kişi vefat ettiğinde yalnızca ev, arsa veya nakit parası değil; banka kredileri, piyasa borçları ve vergi yükümlülükleri de bir bütün olarak mirasçılarına geçer.
En büyük yanılgı, borcun sadece miras kalan varlıklar oranında ödeneceğinin sanılmasıdır. Eğer yasal süreç doğru yönetilmezse, mirasçılar ölen kişinin borçlarından kendi şahsi mal varlıklarıyla (kendi evi, arabası veya maaşıyla) sorumludur.
Eğer terekede (mirasın bütününde) bırakılan borçlar, varlıklardan çok daha fazlaysa ve tam bir “borca batıklık” durumu söz konusuysa, mirasçıların bu yükten kurtulmasının tek yolu reddi miras hakkını kullanmaktır. Bu hak arandığında, mirasçı ne varlıkları ne de borçları kabul etmiş sayılır.
Ancak bu hakkı kullanırken hayati önem taşıyan iki büyük engel bulunuyor: Zamanlama ve hatalı adımlar.
Reddi miras talebi için yasal süre, miras bırakanın ölümünün öğrenildiği tarihten itibaren tam 3 aydır. Bu süre yasal olarak “hak düşürücü” niteliktedir. Yani 3 ay içinde başvuru yapılmazsa, miras ve dolayısıyla tüm borçlar otomatik olarak kabul edilmiş sayılır.
Birçok mirasçı, iyi niyetle veya farkında olmadan yaptığı küçük bir işlemle bu hakkı ebediyen kaybedebiliyor. Hukuken mirası “üstü kapalı” (zımnen) kabul etmiş sayılmanıza yol açan ve reddi miras davasını düşüren eylemler şunlardır:
Mirasın içeriği ve borç durumu netleşmeden yukarıdaki işlemlerden herhangi birini yaparsanız, mahkeme reddi miras talebinizi kesin olarak reddeder.