Yargıtay’ın güncel kararları ve Türk Borçlar Kanunu (TBK) hükümleri, kiracının haklarını korurken yasal sınırları aşan ev sahiplerini ciddi tazminat yükümlülükleriyle karşı karşıya bırakıyor. İşte bir ev sahibinin “haklıyım” derken köşeye sıkışabileceği ve günün sonunda servet değerinde tazminatlar ödemek zorunda kalabileceği o 5 ölümcül hata:
Ev sahiplerinin kiracıyı çıkarmak için en sık başvurduğu gerekçe, kendisinin veya bir yakınının (eş, altsoy, üstsoy veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu kişiler) konut ihtiyacıdır. Ancak bu gerekçeyle tahliye işlemi yapıldıktan sonra yasal bir süreç başlar. Kanun, ev sahibine haklı bir sebep olmaksızın taşınmazı 3 yıl boyunca eski kiracısından başkasına kiralamasını yasaklar.
Pek çok mülk sahibi, 1 yıllık kira sözleşmesi dolduğunda kiracıyı hemen tahliye edebileceğini ya da sözleşmeyi yenilememe hakkına sahip olduğunu düşünür. Bu, sektördeki en büyük yanılgılardan biridir. Konut ve çatılı iş yeri kiralarında sözleşme, kiracı aksini yazılı olarak belirtmediği sürece otomatik olarak 1 yıl uzar. Ev sahibi, yalnızca sözleşme süresinin bitimine dayanarak kiracıyı tahliye edemez (istisnası 10 yıllık uzama süresinin dolmasıdır).
Yasal sınırların üzerinde kira artışı talep etmek ve bu talebi kabul ettirmek için kiracıyı günün zamansız saatlerinde aramak, sürekli mesaj atmak veya “Evi satarım, seni sokağa atarım” gibi söylemlerle huzursuz etmek artık çok ciddi hukuki yaptırımlara tabi.
Ev sahibinin mülkünü satma veya yeni bir kiracı adayı bulma amacıyla evi başkalarına gösterme hakkı yasal olarak mevcuttur. Ancak bu hak, kiracının özel hayatının gizliliğini ve yaşam alanını ihlal edecek şekilde keyfi kullanılamaz. Ev sahibi, gün ve saatleri mutlaka kiracının uygunluk durumuna göre belirlemek zorundadır.
Kira ilişkisi sona erdiğinde ev sahiplerinin en çok zorluk çıkardığı konuların başında depozito iadesi geliyor. Evdeki olağan kullanım kaynaklı yıpranmaları (zamanla eskiyen musluklar, duvarlardaki boyanın solması vb.) bahane ederek depozitodan kesinti yapmak yasal değildir.
Gayrimenkul sektöründe uzlaşma kültürü ve yasal mevzuata hakimiyet artık bir lüks değil, zorunluluktur. Kulaktan dolma ve “Benim mülküm, kuralı ben koyarım” mantığıyla atılan her hatalı adım, ev sahiplerini uzun süren mahkeme koridorlarına ve ciddi mali kayıplara sürüklemektedir. Haklıyken haksız duruma düşmemek adına, her iki tarafın da yasal sınırları bilmesi ve gerekirse profesyonel bir gayrimenkul danışmanından destek alması en doğru yoldur.