Yüksek faiz oranlarının hayatımızın bir parçası haline gelmesiyle birlikte, konut kredilerine erişim ciddi anlamda zorlaştı. Bu durum, piyasadaki talep hızını doğal olarak yavaşlattı. Geçmiş dönemlerde çok daha hızlı verilen alım kararları, yerini derin bir araştırmaya bıraktı.
Bu yeni kullanıcı refleksi, satış süreçlerinin uzamasına ve masadaki pazarlıkların çok daha çetin geçmesine neden oluyor.
Madalyonun diğer yüzünde ise üretici tarafı yer alıyor. Arsa maliyetleri başta olmak üzere, inşaat malzemeleri ve işçilik giderlerinde kayda değer bir geri çekilme yaşanmıyor. Maliyetlerin yüksek seyretmesi, müteahhit ve geliştiricilerin kar marjlarını ciddi şekilde daraltıyor. Sonuç olarak hem alıcı hem de satıcı tarafında adımların çok daha temkinli atıldığı bir dönem yaşanıyor.
Piyasada şu an çok net bir ayrışma göze çarpıyor. Eskiden “ne üretilirse üretilsin, nasıl olsa satılır” anlayışı hakimken, bugün oyunun kuralları tamamen değişti. Mevcut piyasa şartlarında bile alıcıyla buluşmayı başaran projelerin ortak özellikleri şunlar:
Yaşanan süreci bir çöküş veya bitiş olarak yorumlamak yerine, sektörün kendi içinde bir eleme ve ayıklanma dönemi olarak görmek çok daha gerçekçi. Finansal yapısını rasyonel yöneten, piyasa gerçeklerine kulak tıkamayan ve doğru ürün geliştiren firmalar bu süreçten güçlenerek çıkacak. Sadece geçmişin ezberleri ve eski alışkanlıklarıyla hareket eden aktörler ise doğal olarak zorlanacak.
Önümüzdeki süreçte gayrimenkul sektöründe ayakta kalmanın ve öne geçmenin formülü üç temel sütuna dayanıyor:
Konut sektörü durmadı, sadece eski ezberler değişti. Gayrimenkul dünyasının yeni döneminde kazananlar, krize dövünmek yerine değişime hızlıca ayak uyduranlar olacak.