Tapu kayıtlarında sadece “arsa” veya “tarla” olarak görünen taşınmazlar üzerine kişisel bütçeyle yapılan evler, gerekli hukuki adımlar atılmadığı takdirde ortaklığın giderilmesi (izale-i şuyu) ya da kamulaştırma süreçlerinde hak sahiplerini büyük mağduriyetlerle karşı karşıya bırakıyor.
Kakıcı & Şimşek Hukuk Bürosu kurucularından Av. Elvan Kakıcı Şimşek, hisseli taşınmazlar üzerindeki yapıların hukuki statüsünün zamanında belirlenmemesinin, yılların emeğini ve birikimini bir anda yok edebileceği konusunda kritik uyarılarda bulundu.
Birçok vatandaşın babadan kalan tarlaya ya da sözlü olarak paylaşılan hisseli arsalara kendi imkanlarıyla konut inşa ettiğini belirten Av. Elvan Kakıcı Şimşek, hukuki gerçekliğin fiili durumdan çok farklı işlediğini vurguladı. Şimşek, konuyla ilgili şu ifadelere yer verdi:
“Vatandaşlarımız büyük maliyetlere katlanarak, yılların birikimiyle bu evleri inşa ediyor. Ancak tapu kaydında bu yapı yer almıyorsa, hukuken o evin bedeli üzerinde tek başınıza hak sahibi olduğunuzu düşünmek tamamen yanıltıcıdır. Resmi kayıtlarda görünmeyen bir yapının mülkiyet hakkını iddia etmek, ilerleyen süreçlerde neredeyse imkansız hale gelebilir.”
Özellikle mirasçılar arasında son yıllarda ciddi artış gösteren ortaklığın giderilmesi davalarında, üzerinde ev bulunan hisseli araziler mahkeme kanalıyla satışa çıkarılıyor. Satış esnasında bilirkişi raporuyla belirlenen ev bedeli de toplam ihale bedeline dahil ediliyor.
Hukuki koruma sağlanmadığı takdirde en büyük riskin bu aşamada yaşandığına dikkat çeken Şimşek, “Kendi cebinizden ödeyerek yaptığınız evin satış bedeli, hukuki bir önlem alınmadıysa sadece size ödenmez. Elde edilen tüm gelir, arazideki payları oranında diğer tüm hissedarlara dağıtılır. Yani kendi ellerinizle inşa ettiğiniz evin bedeli, ortaklarınız arasında paylaştırılır” sözleriyle tehlikenin boyutunu gözler önüne serdi.
Benzer bir riskin kamulaştırma süreçlerinde de geçerli olduğunu ifade eden Av. Elvan Kakıcı Şimşek, devlet tarafından yapılan kamulaştırmalarda yapı bedelinin kime ödeneceğinin resmi olarak ispatlanamaması durumunda yine büyük hak kayıpları yaşanacağını belirtti.
Yaşanabilecek bu büyük maddi kayıpların önüne geçmenin yasal bir yolu bulunuyor. Av. Elvan Kakıcı Şimşek, bu tür durumlar için çözümün “muhtesatın aidiyeti davası” açmak olduğunu belirtti.