Ancak hukukçular, “Kira bir gün bile gecikirse sonraki tüm aylar peşin ödenir” ya da “Geciken her gün için yüzde 50 ceza uygulanır” şeklinde yazılan bu maddelerin hiçbir hukuki geçerliliği olmadığı konusunda net bir uyarıda bulunuyor.
İşte gayrimenkul sektörünün ve kiracıların gündeminde olan, kanunen “yok” hükmündeki o düzenlemelerin perde arkası:
Kira ilişkilerinde zayıf tarafı korumayı amaçlayan Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 346. maddesi, kiracı aleyhine düzenleme yasağını açıkça ortaya koyuyor. Kanun, kira bedeli ve yan giderler (aidat vb.) dışında kiracıya başka bir ödeme yükümlülüğü getirilemeyeceğini hükme bağlıyor.
Özellikle sözleşmelere sıkça eklenmek istenen şu iki madde, doğrudan bu kanun duvarına çarpıyor:
Mülk sahipleri, enflasyonist ortamda gelirlerini güvence altına almak, kiraların aksaması durumunda uzun süren tahliye davalarıyla uğraşmamak için bu tarz “caydırıcı” maddelere sığınmak istiyor. Temel talep, nakit akışının kesintisiz sürmesi ve mülk güvenliğinin sağlanması yönünde şekilleniyor.
Ancak konut piyasasındaki bu güvence arayışı, kanunun emredici hükümleriyle çelişiyor. Sözleşmeye yazılan ve her iki tarafın da imzaladığı bu maddeler, dava aşamasına gelindiğinde hakimler tarafından doğrudan geçersiz (kesin hükümsüz) kabul ediliyor. Yani imza atılmış olması, o maddeyi hukuka uygun hale getirmiyor.
Hukukçular, her iki tarafın da mağduriyet yaşamaması için şu noktalara dikkat çekiyor:
Ev sahipleri, yasal sınırlar içinde kalmak adına sözleşmeye fahiş cezalar yazmak yerine, mevzuata uygun tahliye taahhütnamesi veya güvenilir kefil gibi yasal güvencelere yönelmeli.