Kiracıların taşınırken mülk sahibine güvence bedeli olarak ödediği bu meblağ, evden çıkış aşamasında çoğunlukla bir “anlaşmazlık” krizine dönüşüyor. Ancak uzmanlar, bu krizin henüz en başta, yani kira sözleşmesi imzalanırken önlenebileceği konusunda hemfikir. Depozitoyu eksiksiz ve sorunsuz bir şekilde geri almanın sırrı, doğrudan sözleşme maddelerinde gizli.
Türk Borçlar Kanunu’na göre depozito, mülk sahibinin kiralama sürecinde doğabilecek olası zararlara karşı kendini güvenceye alması için yasal bir hak. Ancak bu hakkın da sınırları var. Kanun, depozito bedelinin en fazla 3 aylık kira bedeli kadar olabileceğini net bir şekilde hükme bağlıyor.
Birçok kiracı, taşınma gününde mülk sahibiyle karşı karşıya gelmemek için bu bedeli nakit olarak elden teslim etme hatasına düşüyor. Oysa depozitonun vadeli bir tasarruf hesabına yatırılması hem paranın değer kaybetmesini önlüyor hem de yasal bir kanıt oluşturuyor.
Depozito iadesinde yaşanan en büyük kavga, evdeki “olağan yıpranmalar” ile “kullanım hataları” arasındaki ince çizgiden çıkıyor. Evin boyası, parkelerin durumu veya mutfak dolaplarındaki aşınmalar, tahliye gününde kriz nedeni olabiliyor.
Bu sorunu kökten çözmenin yolu, sözleşmeye eklenecek detaylı bir teslim ve tesellüm tutanağıdır.
Gayrimenkul hukuku uzmanları, depozitosunu riske atmak istemeyen kiracıların şu adımlara dikkat etmesi gerektiğinin altını çiziyor:
Gayrimenkul sektöründe her zaman olduğu gibi, hakların korunması yazılı belgelerden geçiyor. Başlangıçta gösterilecek küçük bir hukuki özen, tahliye döneminde hem zamandan hem de paradan tasarruf etmenizi sağlıyor.