Peki, hukuki olarak bir ev sahibi kiracısını hangi şartlarda evden çıkarabilir? İşte adım adım tahliye sürecinin yasal şifreleri ve tarafların bilmesi gereken kritik detaylar:
Ev sahibinin kendisinin, eşinin, çocuklarının, anne-babasının veya bakmakla yükümlü olduğu diğer yakınlarının konut ihtiyacı, en sık öne sürülen tahliye gerekçelerinden biri. Ancak mahkemeler bu noktada sadece sözlü beyanı yeterli bulmuyor.
Bir evin satılması, içerideki kira sözleşmesini otomatik olarak sonlandırmaz; yeni alıcı mevcut sözleşmenin doğrudan tarafı olur. Eğer yeni ev sahibinin konut ihtiyacı varsa süreç şu şekilde işler:
Kira bedelinin zamanında ödenmemesi, ev sahibine doğrudan yasal yollara başvurma hakkı verir.
Uygulamada en çok uyuşmazlık doğuran konulardan biri de tahliye taahhütnameleridir. Kiracının evi belirli bir tarihte boşaltacağını taahhüt ettiği bu belgenin geçerli olabilmesi için sıkı şekil şartları bulunur:
Tahliye taahhüdünün kira sözleşmesiyle aynı gün imzalanmamış olması gerekir. Kiracının özgür iradesiyle, sözleşme tarihinden sonraki bir tarihte imzalanan ve üzerinde açıkça boşaltma tarihi yer alan belgeler hukuken geçerli kabul edilir.
Kira sözleşmesinin üzerinden yıllar geçmesine rağmen taraflar arasında bir anlaşma sağlanamadıysa kanun ev sahibine gerekçesiz fesih hakkı tanır. Sözleşme süresi bittikten sonra başlayan 10 yıllık kanuni uzama süresi dolduğunda, ev sahibi herhangi bir gerekçe (ihtiyaç, tadilat vs.) göstermeksizin, her uzama yılının bitiminden en az 3 ay önce ihtar çekmek şartıyla sözleşmeyi feshedebilir.
Uzmanlar, tahliye süreçlerinde kulaktan dolma bilgilerle hareket edilmemesi gerektiğinin altını çiziyor. Süreçlerin hak kaybı yaşanmadan yönetilebilmesi için ihtarnamelerin, banka dekontlarının, hasar tespit tutanaklarının ve tüm bildirimlerin yazılı ve usulüne uygun şekilde yapılması, olası bir mahkeme sürecinde en büyük delil niteliğini taşıyor. Fesih ve tahliye süreçlerinde “haklı sebep ve doğru usul” yan yana gelmediği müddetçe, tarafların mağduriyet yaşaması kaçınılmaz oluyor.